« Önceki | Sonraki »

25/2/2007

pazar

12:49

pazar günü dediğin rahat bir koltukta mayışıp TV seyretmek, sadece yanında duran bardağa uzandığında veya kanal değiştirdiğinde hareket etmek olmalı. haftalardır pazarlarım çamaşır ve temizlikle geçiyor. bir de ödev ve proje falan veriyolar bize. hiç alışkın değilim böyle şeylere. alışmak da istemiyorum açıkçası. sonra istanbul'a dönünce kendimi garip hissederim iş yapmayınca falan.. aman.. ağzımdan yel alsın.
eve gitmek için bir neden daha: pazar günlerini ayaklarımı uzatıp hiçbir şey yapmadan geçirmek.

beatles - all you need is love

12:52

20/2/2007

yine yeniden

19:48

dün hayatımın yeni bir dönemine başlama kararı aldım. ana dilim ingilizce olsaydı eğer bunu şu şekilde ifade ederdim: the first day of the rest of my life. evet. ama böyle bir durum olmadığı için, yeni bir dönem diyorum.
öncelikle İstanbul'a dönünce yapılacaklar listesi hazırladım kendime. şu an 9 madde var listemde. yavaş yavaş sayılarının artacağını düşünüyorum. daha sonra da Paskalya'da bir yerlere gitme planım olduğunu buradaki arkadaşlara söyledim. biz İsveçliler Paskalya'yı kutluyoruz tabi ki. seçenekler arasında Riga, Talinn ve Kopenhag var. planımı başkalarıyla paylaşarak plandan cayma durumunu ortadan kaldırmış oldum. cayarsam ayıp olur. hem fikri sen ortaya attın hem de sattın bizi dedirtmem. önümüzdeki haftalarda da, tahmini olarak 10 martta, ufak bir Uppsala ziyaretim olacak sanırım.
hayatımın bu yeni dönemini şenliklerle kutlamak isterdim ama vaktim yok bu aralar. gerçi yarın bizim sınıf ve hocalar yemeğe gidiyoruz. bu yemeği sahiplenebilirim galiba. demek istediğim bu yemeğin benim kararımı kutlamak için verildiğine kendimi inandırabilirim.

son olarak hava raporu vermem gerekirse, burası buz gibi. 2 gündür durmadan kar yağıyo. ama pek güzel oldu her yer.

gripin - çok kısa
calexico - quattro
radiohead/pj harvey - this mess we're in

not: lise 3 yılbaşında nerede ne yaptığımı hatırlayan bir tanıdık varsa lütfen bana söylesin..

19:58

17/2/2007

3 ay

23:31

hayatımda değişmesini istediğim çok şey var galiba. en önceliklisi mekan. bulunduğum mekandan çok sıkıldım. evimi özledim. her sabah eve gitmeye biraz daha yaklaştım diye uyanıyorum. (şafak 3 ay)
aslında yalnız yaşamak fena değil. ama keşke istanbul'da, sevdiğim şehirde yalnız yaşasaydım. canım sıkıldı mı arayıp boş boş muhabbet edebileceğim beraber büyüdüğüm, ufak bir bakışımla kafamdan geçenleri tahmin edebilen arkadaşlarımın olduğu bir yerde olsaydım.

tecrübe güzel şey de uzadı mı can sıkıyor. bu da bugünün dersi olsun.

gripin - daha gençsin
eliott smith - between the bars

23:26

14/2/2007

valentin

17:33

sevgililer günü dolayısıyla özel bir yazı yazmak istedim aslında bugün. özel günlerde buraları boş bırakmak olmaz. ama şu an farkediyorum ki yazacak hiçbir şeyim yokmuş. biz yalnız arkadaşlar bugün birbirimizin sevgililer gününü kutlayıp çok eğlendik. çarşamba gecesi eğlencesi olan Allhuset'teki "If you're single, why not mingle" temalı partiye gitmeyi, yalnız olduğumuz için bileğimize "çekinmeyin, buyrun" manasında yeşil bileklik takılması fikrini de beğenmedik. onun yerine "bir ilişkim var ama ciddi değil" manasındaki sarı bilekliği takarsak daha mutlu olacağımıza karar verdik. bilemiyorum belki de gitmezsek daha mutlu olabiliriz.
ayrıca yemekten sonra birbiriyle konuşan bir kız ve bir erkeğin sevgili olmak zorunda olmadıklarını hatırlatmak isterim bugün bize bakıp prezervatif uzatan hanıma. sağlık önemli şey tabi ama "matlab var mıydı sende? varsa CDyi bana verir misin ödev yapmam lazım" gibi bir muhabbet esnasında pek hoş olmadı.
her neyse.

herkese mutlu "alla hjartans dag". (biz İsveçliler böyle diyoruz.)

the subways - no goodbyes
johnny cash - one
the beatles - can't buy me love

not: ayrıca çok laubali bir yazı yazdım. kendimi tanıyamadım bir anda.

17:44

11/2/2007

toz

15:01

Rus N.K.'nın odamı ve ülkeyi terketmesi üzerine uzun zamandır yapmayı planladığım ama bir türlü yeterli cesareti bulamadığım geniş çaplı bir temizlik operasyonuna giriştim. "sanki 180 metrekare evde yaşıyorsun, alt tarafı bir oda. temizliği ne kadar zor olabilir ki?" diyenler olursa, onlarla alakamı kesmeyi planlıyorum. bundan önce sayısız kere anneme dediğim "toz almana ne gerek var ya, üflersin uçar gider toz dediğin. kendini yormana değmez" şeklindeki lafların hepsini geri alıyorum ve kendisinden burada özür diliyorum. toz almak herkesin yapması gereken çok önemli bir işlem. herkes firsat buldukça toz almalı. içinde bulunulan ortamı yaşanabilir hale getirmenin bir yolu. kimse benim gibi 3 ay toz almadan yaşayıp daha sonra da odadan çıkan toz miktarına şaşırmamalı.
toz alma ve yerleri süpürme işlemlerinden sonra tabi ki çamaşır da yıkadım. renklisi, beyazı ve yünlüsü derken 4 makina dolusu çamaşır nereden geldi, bunların hepsi benim mi diye düşünürken 2 saatlik çamaşır maratonunu da başarıyla atlattım.

komşum Franceso'nun koridor ve mutfağı temizlemesi sonucunda sanırım Kungshamra 21 numara giriş katı ömrünün en temiz günlerinden birini yaşıyor bugün. aman nazar değmesin.

temizlik yapmanın en güzel yanı, temizlik bittikten sonra içilen yorgunluk atma çay ya da kahvesi.
temiz oda, temiz yaşam.

jamiroquai - corner of the earth
dorian - rüyadan
kaizers orchestra - knekker deg til sist

not: sayfanın altına bir sayaç koydum. 1-2 güne istediğim sayılara ulaşmazsa tek başıma 4 haneli sayılara gelene kadar uğraşacağım.

15:10

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı